« Önceki | Sonraki »

28/12/2006

Keyifli bir söyleşi Image Hosted by ImageShack.us

Sunay Akın'ın sadece bir kitabını okudum ; İstanbul'da bir zürafa..Tarihe çok farklı bir yaklaşımı vatr. Daha çok tarihte gözümüzden kaçan, belki küçük ama etkisi büyük olayları ele alıyor ve bir konudan diğerine sanki düzyazı değil de şiir yazıyormuşcasına geçişler yapıyor.

 

Benden sonra aynı kitabı babam okudu ve çok beğendi. Ben de ona doğumgününde tüm kitaplarını hediye etmiştim..

 

Geçenlerde bir şekilde söyleşi davetiyesi geçti elime hem de iki kişilik. Babamla birlikte gittik, iyi ki de gitmişiz...

 

Acaba ne anlatacak bu adam derken öyle bir keyifli sohbet oldu ki hiç bitmesin istedik.

 

Sunay Bey tarihteki çok farklı olayları inanılmaz bir örgü içinde anlattı. Öyle ki 17. yüzyılda Almanya da bir yetimhaneden kaçan bir çocuğun hikayesi döndü dolaştı Müjdat Gezen'e bağlandı. O çocuğun bu kaçışı Müjdat Gezen'in tiyatrocu olmasını sağlamış..

 

Anlatmakla olmaz siz de imkan bulursanız Sunay Akın'ın söyleşilerini kaçırmayın derim.

 

Kendisi aynı zamanda Türkiye'de müzeciliğe önem veren insanların başında geliyor ve kendi kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'nde birçok eski oyuncak sergileniyor. Çıkışta kitaplarını imzalatırken parasının büyük bölümünü oyuncaklara harcadığını anlattı bize..

 

Ne diyeyim ağzına, emeğine sağlık Sunay Bey..

20/12/2006

yoksulduk ama mutluyduk

 

Bir Dönem Bir Çocuk (Altan Öymen) :

 

Geleceği hiç merak etmiyorum da geçmişte neler olmuş hep ilgimi çekmiştir. Bir zaman makinam olsun isterdim, beni geçmişe götürsün. Ama çok uzaklara değil, bir kuşak önceye. Merak ediyorum biz bugünlere nasıl geldik, bizden önceki kuşak neler çekti de şimdiki rahatımızı sağladı. Siz de merak ediyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

 

Altan Öymen kitabında kendi çocukluğuyla birlikte Türkiye'nin hikayesini anlatmış. 1930-1950 arası dönemde Türkiye'de politik ve günlük hayatta yaşananları analatan bir anı roman.

 

Okurken o yılları yaşamış gibi oluyorsunuz, zaten Altan Bey aynı zamanda gazeteci olduğu için elindeki gazete ve fotoğraf arşivinden bol bol yararlanmış kitabında. Üstelik bunları son derece derli toplu kullanmış ve böylece ortaya çok faydalı bir kitap çıkmış.

 

Ayrıca kitabın devamını, yani Altan Öymen'in artık üniversite hayatını, Türkiye'nin de daha farklı gelişmeler yaşadığı 1960'lı yılları anlatan Değişim Yılları'nı okumanızı da öneririm.

 

Altan Öymen :

1932 Yılında Trabzon'da doğdu. 1950 Yılında başladığı gazeteciliği 1999 Yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduktan sonra bıraktı. Parlementoya ilk olarak 1977 Yılında Ankara Milletvekili olarak girdi. Aynı yıl Ecevit hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanı oldu. 1978-1979 Yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Grup Başkanvekilliği ve Avrupa Konseyi Türk Delegasyonu üyeliği görevlerini üstlendi.1979-1980 Yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştı. 1980li ve 90lı yıllarda gazetecilik görevine devam eden Öymen, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği ve Başyazarlığı da yaptı.

1995 Yılında TBMM'ye Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili olarak giren Öymen, partisinin Grup Başkanvekili oldu.

18 Nisan 1999 Yılında Cumhuriyet Halk Partısı'nin Meclis dışında kalması nedeniyle Genel Başkanlıktan istifa eden Deniz Baykal'ın ardından 23 Mayıs 1999 Tarihinde düzenlenen 27. Olağanüstü kurultayda Genel Başkan seçildi.

15 ay süren Genel Başkanlığının ardından, olağanüstü kurultaya giderek, yeniden genel başkan olmayı hedefleyen Altan Öymen, yapılan seçimler ardından görevi Deniz Baykal'a devretti.
(kaynak : www.ansiklopedi.turkcebilgi.com)


 

                                   1940'lı yıllarda Türkiye

20/12/2006

Yazarların bilinmeyen yönleri ve K dergi

 

İlk çıktığından beri her cuma heyecanla beklediğim bir dergi var. K dergi, yani kitap dergisi. Alkim yayınları tarafından hazırlanan dergide yazarların ve şairlerin bilinmeyen yönleri, yaşantıları, ilişkileri inceleniyor. Her hafta Türk ve Dünya yazarlarından seçilmiş çeşitli yazarları ele alıyor dergi.

 

Çıktığından beri bazı çevrelerce edebi bir dergi olmadığı yönünde eleştiriler alıyor dergi. Eee edebi olması kimin umurundaki. Ben okuduğum kitapların yazarlarının hangi yaşam şartları ve hangi ruh halleri içerisinde yazdıklarını merak ediyorum dergi de bu merakımı sonuna kadar karşılıyor daha ne isterim ki. Edebi olma gibi bir iddiası da yok derginin. Bu yönde piyasada pek çok dergi var zaten.

 

Üstelik fiyatı da her kese ulaşmasını sağlıyor. Sadece 1 YTL.

 

Eh bundan iyisi can sağlığı. Kitap okumayı seven herkes eminim bu dergiden hoşlanacaktır.

 

Dergiyle ilgili amatörce edebiyat sitesinde Nurdan Çakır Tezgin'İn güzel bir yazısı var. Okumanızı tavsiye ederim.

19/12/2006

Misafir Kitapsever

Friendster images

Bu ay arkadaşlarımdan Bahar'ın seçtiği kitaplara bir göz atalım :

 

Çeviri
* karanlığın sol eli - Ursula K. Leguin
* İskenderiye dörtlüsü - Durrel
* Gülüşün ve unutuşun kitabı - Milan Kundera
* Koku - Patrick Süskind
* Günlerin Köpüğü - Boris Vian
* Boyalı Kuş - Jerzy Kozinski
* Gerçek Rüyalar Ustası - Olga Kharitidi
* Avalon'un Sisleri (4 kitap) - Marion Zimmer Bradley
* Momo - Michael Ende
* A'mak-ı Hayalin Derinlikleri - Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi

Türk Edebiyatı
* Sessiz Ev - Orhan Pamuk
* Gece Gezen Kızlar - Tomris Uyar
* Gece - Bilge Karasu
* Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin
* Bir Deli Ağaç - Pınar Kür
* Peygamberin Son 5 Günü - Tahsin Yücel
* Kimi Sevsem Sensin (Şiir) - Attila İlhan
* Puslu kıtalar atlası - İhsan Oktay Anar
* Ruh üşümesi - Adalet Ağaoğlu

 


 

Teşekkürler Baharcım...

19/12/2006

Nick Hornby'e özel

Evet ben bir Nick Hornby severim. Kendimi böyle adlandırıyorum çünkü onu ya seversiniz ya sevmezsiniz. Eh işte demezsiniz pek, çünkü öyle bir tarzı vardır. Espirileri incedir, gülümsetirken insanın içine, farkettirmeden, pek çok şey işler. Kitaplarını okurken eğlenirsiniz, bitince boşluğa düşersiniz. Eğlendirir ama boş değildir. En önemlisi doğaldır.Adeta en yakın arkadaşınızla konuşuyormuşsunuz hissi verir kitaplarında.

 

Kitapları Londra kokar. Benim gibi hayatınızın bir dönemini Londra'da geçirdiyseniz hissedersiniz bu kokuyu.

 

Hayatında müzik, kitaplar ve bir de otistik oğlu Danny vardır. Believer'da kitap eleştirileri köşesi vardır. Koyu Arsenal taraftarıdır.

 

Nick Hornby bağımlılık yapabilir. Aman dikkat ! :)

 

Kitapları Sel* Yayıncılık'tan çıkıyor. Sel Yayıncılığa sonsuz teşekkürler ediyorum. Ah bir de şu kapak tasarımlarına bir el atsalar ne iyi olacak.

 

Ölümüne Sadakat (High Fidelity) :

 

 

Ahhh bu kitabı tüm erkekler okumalı. Bu kitap sizi anlatıyor sizi ..Erkeklerin kadınlara bakışını, ilişkilerine dair gizli korkularını, bu korkuları gereksiz hareketlerle nasıl başlarına dert haline getirebildiklerini eğlenerek, adeta film seyreder gibi okutuyor kitap. Ha bu arada zaten filmi de çekildi çoktan. Kitabın üstüne filmi seyredince film pek tad vermedi bana. Yine de ilgilenirseniz John Cusack başrolde ki bence rolüne cuk oturmuş. Filmin ismi sanırım Sensiz Olmaz. İsmin çevirisi berbat tabii. High Fidelity'in aslında Hi Fi'nin kısaltması olduğunu kitabı okuyunca anlarsınız.

İlişkiler üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri.

 

1 Erkek Hakkında (About a Boy) :

 

 

Ben bu kitaba bayılıyorum ! Öylesine masum bir kitap ki..Will hayatı boyunca çalışmamış, evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış bir adam. Biraz da sıkıntıdan boşanmış annelerin devam ettiği bir kulübe üye olup, güzel bir dulla tanışmayı hayal eder. Ama birden kendini annesinin boyunduruğunda yaşayan saf bir çocuğun Marcus'un sorunlu dünyasının tam da merkezinde bulur.

 

Yine film gibi bir kitap ama zaten onun da filmi çekildi. Başrolde de Hugh Grant var.

 

Kitabı okurken çok eğlendim her Hornby kitabında olduğu gibi...

 

Hece Cümbüşü(The Polysyllabic Spree) :

 

 

Tekrar tekrar okunabilecek bir kitap bu benim için. Hornby'nin Believer'da yayınlanan eleştirilerinden oluşuyor. Daha çok bir ayda kaç kitap alıyorum kaçını okuyorum okuduklarım için neler düşünüyorum kitabı. Tam bana göre yani :) Kitap bitince daha da çok kitap okumalıyım tüm kitapları okumalıyım ben moduna giriyorsunuz :)

 

Eğer bu blogu ziyaret edip, bu yazıyı okuyorsanız siz kitapları seviyorsunuz demektir. O zaman sakın ama sakın bu kitabı kaçırmayın.

 

İyi de Nasıl? (How to be Good) :

 

Çok farklı bir konusu var bu kitabın. Okurken bol bol güldüm yine. Katie evli 2 çocuklu bir doktor. Kocasından yana şikayetleri çok, onun sinirli olmasından şikayetçi. Fakat birgün kocası İyiHaber isimli biriyle tanışır ve tamamen değişir. Eh bu yeni hali çok da iyi olmamıştır ne Katie ne de etrafındakiler için. Kitaptaki ince ideolojik eleştiriyi kaçırmamak lazım.

 

Düşerken (A Long Way Down) :

 

 

Bu kitabın filmi henüz çevrilmedi ama bence hemen çevrilmeli. Zaten Johnny Depp tarafından film hakkı satın alınmış.

 

Farklı farklı yaşantıları olan dört insanın yolları yılbaşı gecesi, bir binanın en üst katında intihar etmek üzereyken kesişir. 90 gün boyunca intihar etmeyerek, hayatlarını sorgulamaya karar verirler. Bu süre içinde de görüşmeye devam edeceklerdir. Gerisi kitapta..

 

Biraz hüzünlü bu kitabı Hornby'nin, ama yine de eğlenceli kısımları ağır basıyor.

 

Futbol Ateşi (Fever Pitch) :

 

 

Hornby'nin okumadığım tek kitabı ama emin olun yakında bunu da okurum. Şimdilik arka kapaktaki yazıyla idare edelim:

 

Sonraları kadınlara nasıl âşık olduysam, futbola da öyle âşık oldum: Ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden.
11 yaşında bir çocuğun ayrı yaşadığı babasıyla iletişim kurma yollarından biri olarak gittiği bir futbol maçı nelere kadir olabilir? Bir futbol oyunu bir insanın hayatını ne kadar belirleyebilir? Kendisini entelektüel olarak tanımlayan bir insan bir oyuna yakasını ne kadar kaptırabilir? Alt tarafı bir oyun olan futbolla aşk ilişkisine girmek ne derece mantıklı olabilir?
Futbol tutkusu bir insanın diğer tutkularını ne kadar etkileyebilir?.. "Futbolda dolu dolu bir hayat var"la, "hayat futboldan ibarettir" arasında gidip gelen bir roman Futbol Ateşi. Ve bu soruları soranlara başka bir hayat anlatıyor.
Bu kitap bir ilk. Hem Nick Hornby'severler için de koleksiyonun kıymetli bir parçası. Oysa furbolseverler bu kitaba bakınca başka birşey görüyor. Çünkü gerçekten futbol bir dinse, bu da onun kitabı olmalı.

 

 

18/12/2006

2007 TUDEM Edebiyat Ödülleri

 

5 yaşında bir kız çocuğu annesi ve bir kitap kurdu olarak ben de katılmayı düşünüyorum. İlginç ve zevkli bir yarışma..

18/12/2006

25 yılın en iyi Türk Romanları

Internette dolaşırken rastladığım Vatan Gazetesi Pazar ekinde yer alan bir yazı :

 

25 yılın en iyi Türk romanları :

 

Sevgili Arsız Ölüm/ Latife Tekin/ Yapı Kredi Yayınları

Tekin’in bu romanı, Huvat Ailesi’nin köyden kente göçünü, ailenin geleneksel kültürün öğeleriyle kent hayatında tutunma çabalarını konu alır. Yazarın hayat hikayesinden de izler taşıyan romanın en önemli özelliği “annenin sesi”dir. Bu ses masalların, türkülerin, manilerin, halk hikayelerinin sesidir ve tüm bunlar anlatıya fantastik bir edebi zevk kazandırır. “Sevgili Arsız Ölüm” Farsça’dan İngilizce’ye birçok dile çevirimiştir.

Bu kitap bir kaç aydır listemde bir türlü alamadım. Fantastik öğeler barındıran bir roman. LAtife Tekin'in en başarılı romanı.

Puslu Kıtalar Atlası/ İhsan Oktay Anar/ İletişim Yayınevi

Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi olan İhsan Oktay Anar’a şöhretini kazandıran roman. Dördüncü Mehmet döneminde geçen roman pek çok okura “Bu nasıl bir hayalgücü” dedirtmiştir. Komedi, felsefe, fantazinin harmanladığı romanın en ilgi çeken özelliklerinden biri de Rendekar isimli kahramanın Renee Descartes olmasıdır.

Puslu Kıtalar Atlası listede olmasaydı bu listeyi ciddiye almazdım ben.


Cevdet Bey ve Oğulları/ Orhan Pamuk/ İletişim Yayınevi

Orhan Pamuk’un ilk romanı. “Karanlık ve Işık” adıyla Milliyet Roman Yarışması’nı kazanmıştır. Karacan Yayınları birinci olan romanı basacağına söz verse de romanı basmamış, Orhan Pamuk da bu yüzden dava açmıştır. Roman, Nişantaşlı bir ailenin üç kuşak süren hikayesi odağında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla içine girilen uluslaşma sürecini anlatır. Bu Abdülhamit’in son yıllarında küçük bir dükkan sahibi olan, ilk Müslüman tüccarlardan Cevdet Bey ve oğullarının hikayesidir.

Orhan Pamuk'un pek çok kitabını okudum bu hariç. Bana kalırsa Benim Adım Kırmızı da listede olmalıydı.


Kara Kitap/ Orhan Pamuk/ İletişim Yayınevi

Orhan Pamuk’un romana yepyeni bir kurgu getirdiği romanı. Romanın kahramanları Galip ve Celal ise isimlerini Şeyh Galip ve Mevlana Celalettin Rumi’den alır. Roman, Galip’in çocukluk aşkı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya’yı aramasıyla başlar. Onun bu arayışına çocukluğundan beri yazılarını hayranlıkla okuduğu yakın akrabası gazeteci Celal’in köşe yazıları eşlik eder. Böylece okur esrarlı bir kent olan İstanbul’un sokaklarında Celal’in çarpıcı köşe yazılarını okumaya başlar.



Hayır/ Adalet Ağaoğlu/ Yapı Kredi Yayınları

Adalet Ağaoğlu’nun “Dar Zamanlar” üçlemesinin sonuncusu. Üçlemenin ilki olan “Ölmeye Yatmak” romanını “İntihar etmeyeceksek içelim bari” ilk cümlesi ile hafızalara kazınan “Bir Düğün Gecesi” izlemişti. 12 Mart ortamında düşe kalka ayakta kalan, küçücük umutlara sarılan bireylerin hikayesiydi. İşte “Hayır” bu romanın bittiği yerden başlar ve bir akademisyenin çektiği sıkıntıları ve Türkiye’nin son dönemini konu alır.

İş Yatırım'dan kazandığım Üçlemenin ilk kitabı Ölmeye Yatmak yatağımın başucunda okunmayı bekliyor.

18/12/2006

Haftasonu aldıklarım

Haftasonu yine kendimi Forum Bornova'daki D&R'da kaybettim. D&R'ları pek sevmiyorum aslında. Hep best seller bulabiliyorsunuz. Farklı kitapları pek bulundurmuyorlar malesef.

 

Ama Forum Bornova'da yeni açılan D&R'da aradığınız hemen hemen her kitap var. Mutlaka uğrayın derim.

 

Şu sıralar elimde henüz okumadığım çok kitap var. O yüzden biraz frenledim kendimi ve iki kitapla yetindim :)

 

İlki : Salinger'den Franny ve Zoey.

 

Çavdar Tarlasında Çocukları okuduktan sonra Salinger'in farklı tarzına bayıldım ve ne zamandır farklı bir kitabını almak istiyordum. Salinger aynı zamanda çok gizemli bir yazar. Hayatı, şu andaki yaşantısı hakkında çok az bilgimiz var. Kendisi böyle olmasını istiyor.

 

Henuz okumadığım için kitapla ilgili yorum yapamıyacağım ama arka kapakta şöyle yazıyor :

 

Glass'lar; öncesi, savaş ve sonrası ile 2. Dünya Savaşı'nın "yaralanmış" kuşağının yedi "tuhaf" kardeşli "tipik" bir ailesi... Ölümler, intiharlar, güvence aranan mistik savruluşlar ve aşklar arasında, hayatla yaşanan yüksek voltajlı ve suskun uyumsuzluklar, sessiz çıldırma eşikleri...
"Biz dördümüz, birbirimize yakın kan bağıyla bağlıyız ve bir tür deruni aile diliyle, iki nokta arasındaki en kısa mesafenin neredeyse tam bir daire olduğu bir çeşit romantik geometri ile konuşuruz. Son bir uyarı sözü: Aile soyadımız Glass. Bir dakika sonra, Glass erkeklerinden en genci, yaşayan büyük ağabeyi ...

 

İkincisi : Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek-İlber Ortaylı

 

 

Daha önce bahsettiğim gibi best seller okumayı sevmiyorum. Fakat uzun zamandır bu tür bir kitap okumadığım için ve içine şöyle bir göz attınca ilgimi çektiğini farkettiğim için tercih ettim bu kitabı.

 

Arkasında şunlar yazıyor :

 

"Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye'de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, kuru bir hamaset çizgisini geçti, anlaşılan toplumsal düşüncenin ve yorumlamaların tekamül etmesi dolayısıyla "Osmanlı İmparatorluğu nedir? Bu imparatorluğun kurumları nedir? Yaşam şekli nedir? Bizim için anlamı nedir?" gibi sorulara cevap aranmaya başlandı. Ve bu meyanda, çalışmalar, hazırlıklar yapmak ve yaptıklarımızı geniş kitleye tanıtmak gibi bir ihtiyaç hasıl oldu. Şüphesiz ki elinizdeki bu kitap da bunlardan birisidir ve o iddiadadır."
- İlber Ortaylı-
Geçmişten geleceğe tarihi gelişmelere ışık tutarken, tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber Ortaylı bu sefer okuru Osmanlı'yı; padişahları, sarayları, yönetim şekli, semtleri ve abidevi eserleriyle kısacası kendine özgü kimliğiyle yeniden keşfetmeye davet ediyor...

 

Şu an elimde Bit Palas - Elif Şafak var. O bitince muhtemelen bu kitapları okuyacağım. Yorumlar için beni izlemeye devam edin... :)

15/12/2006

Man Booker Ödülü

Günümüz edebiyatının en önemli ödüllerinden biri de Man Booker Ödülü. Bugüne kadar pek çok değerli yazar bu ödüle layık görüldü. Man Booker'ın bir özelliği var. Sadece Commonwealth ülkeleri ve İrlandalı yazarlara veriliyor. Peki nedir bu Commonwealth ülkeleri : Şeklen Britanya Kraliçesine bağlı olan İngiltre, Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada, Nijerya, Zimbabve gibi ülkeler... Bakın bugün de yeni bir şey öğrendik :)

 

Bu sene, 38. verilen ödülü, The Inheritence of Loss isimli kitabıyla Kiran Desai aldı. Kitap henüz Türkçe'ye çevrilmedi. Amaaaa hizmette sınır yok hemen araştırdım kitabın konusunu.

 

1980'ler.. Hindistanda, Nepal bağımsızlık savaşı devam ediyor..Himalayaların eteklerinde yaşayan eski bir hakim olan dede Jemubhai ve öksüz torunu Sai'nin birbirleriyle ve etraflarındaki Nepalli, Hintli diğer insanlarla olan ilişkilerini, kimliklerini ayırdetme yönünde çabalarını eğlenceli bir dille anlatıyor kitap.

 

Gelelim daha önceki Man Booker ödüllerine. İşte bugüne kadar bu ödüle layık görülen yazarlar ve kitapları :

 

2005 - John Banville, The Sea

2004 - Alan Hollinghurst, The Line of Beauty

2003 - DBC Pierre, Vernon God Little

2002 - Yann Martel, Life of Pi

2001 - Peter Carey, True History of the Kelly Gang

2000 - Margaret Atwood, The Blind Assassin

1999 - J M Coetzee, Disgrace

1998 - Ian McEwan, Amsterdam

1997 - Arundhati Roy, The God of Small Things

1996 - Graham Swift, Last Orders

1995 - Pat Barker, The Ghost Road

1994 - James Kelman, How Late It Was, How Late

1993 - Roddy Doyle, Paddy Clarke Ha Ha Ha

1992 - Michael Ondaatje, The English Patient
1992 - Barry Unsworth, Sacred Hunger

1991 - Ben Okri, The Famished Road

1990 - A S Byatt, Possession

1989 - Kazuo Ishiguro, The Remains of the Day

1988 - Peter Carey, Oscar and Lucinda

1987 - Penelope Lively, Moon Tiger

1986 - Kingsley Amis, The Old Devils

1985 - Keri Hulme, The Bone People

1984 - Anita Brookner, Hotel du Lac

1983 - J M Coetzee, Life & Times of Michael K

1982 - Thomas Keneally, Schindler's Ark

1981 - Salman Rushdie, Midnight's Children

1980 - William Golding, Rites of Passage

1979 - Penelope Fitzgerald, Offshore

1978 - Iris Murdoch, The Sea, the Sea

1977 - Paul Scott, Staying On

1976 - David Storey, Saville

1975 - Ruth Prawer Jhabvala, Heat and Dust

1974 - Nadine Gordimer, The Conservationist
1974 - Stanley Middleton, Holiday

1973 - J G Farrell, The Siege of Krishnapur

1972 - John Berger, G

1971 - V S Naipaul, In a Free State

1970 - Bernice Rubens, The Elected Member

1969 - P H Newby, Something to Answer For

15/12/2006

vernon little'ın başına gelenler

 

Best Seller okumayı sevmiyorum ben. İsmi çok duyulmamış ama okumaya değer kitapları seviyorum.

 

Mesela Tanrı Vernon Little. İlk başladığımda bu da ne böyle ne garip bir kitap demistim..İlerleyen sayfalarda acayip bir kitap bu demeye devam ettim ve derken bir de baktım ki bitmiş..

 

Farklı bir anlatım tarzı, ilginç bir konu. Biraz traji komik, biraz masum, biraz şeytan..Hem ciddi, hem komik...

 

Vernon 15 yaşında bir delikanlı. Okulda çok popüler biri değil en yakın arkadaşı Jesus'ın (Burada bilinçli olarak Jesus isminin kullanılması bence kitaba ayrı bir ilginçlik katmış) okulda bir katliam yapması Vernon'un renksiz hayatını istemediği şekilde renklendirir.

 

Amerika'da yaşanan eğitim ve aile hayatındaki kokuşmayı bize kusursuz yansıtıyor kitap. Bir de daha önce Salinger okuyanlar tarzın çok benzediğini farkedecekler..

 

Kitap Man Booker'la birlikte pek çok ödül de almış. Değişik ve iyi bir kitap okumak isterseniz beni dinleyin bu kitap tam size göre.

 

Bu arada yazarı DBC Pierre'deki DBC'nin açılımı Dirty but Clean (Kirli ama Temiz). Yazar kitapta aslinda kendi hayatindan bir kesit sunuyor.

 

DBC Pierre :

 

 

Gerçek adı Peter Finlay. 1961'de Avustralya'da doğdu, yedi yaşından 23 yaşına kadar Meksika'da yaşadı.  
 

İlk romanıyla en saygın edebiyat ödüllerinden Man Booker ödülünü kazanan Pierre, gençlik yıllarında epey karanlık dönemler yaşamış. Meksika'da sınırdan araba geçirmek gibi pek de yasal olmayan bir işle ergenlik çağını geçiren Pierre bu dönemde çok renkli kişilerle tanıştı, bu kişilerden izleri Tanrı Vernon Little'ın sayfalarında görüyoruz. “Amerika'ya farklı bir bakışım vardı,” diyor yazar, “güneyden.” “Romandaki serserilerle birlikte büyüdüm. Açık söylemek gerekirse, ben de onlardan biriydim.”  
 

Yazara DBC (Dirty But Clean - Kirli Ama Temiz) Pierre  lakabını bu çılgın ergenlik döneminde ona takmışlar, hangi işe kalkışsa, planladığının tam tersi şekilde sonuçlanıyor diye. 
 

Yazar, bir arkadaşının evini satıp parasını uyuşturucu ve kumara yatırdığını itiraf ediyor. Artık bütün bunları geride bırakıp yazmaya karar verdiğini belirtiyor. Booker ödülü olarak aldığı paranın tümünü bu arkadaşına yolladı. 
 

DBC Pierre, "Tanrı" Vernon Little ile Man Booker Ödülü'nün yanı sıra, Whitbread İlk Roman Ödülü'nü ve Bollinger Everyman Wodehouse Komedi Ödülü'nü de kazandı. İkinci romanı olan Ludmilla's Broken English, yayına hazırlanıyor. 

(biyografi alıntı : http://www.dipnotkitap.net )


 

Arkadaşlarım

MİSAFİR KİTAPSEVER

** BAHAR TAPKAÇ **
    <%Misafir Kitapsever%>
Blogcu ile yapıldı

ŞU AN OKUDUKLARIM

***Bit Palas-Elif Şafak ***Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek-İlber Ortaylı